Galata

Galata

İstanbul’da, Haliç’in kuzey sahilinde Kasımpaşa Deresi’nden Boğaziçi’nde Tophane’ye kadar uzanan ve tarihsel olarak deniz ticaretinin merkezi olan bölge. Galatasaray ve Beyoğlu’nun bulunduğu tepeyi de içine alan Galata bölgesindeki ilk yerleşim ilkçağa kadar götürülür. Sycae (İncirlik) adındaki bu yerleşimin İmparator Büyük Konstantinus (324-337)  döneminde bir surla çevrildiği, 10. yüzyılda “karşıdaki Sykai’de” anlamına gelen peran en Sykais adıyla anılmaya başladığı biliniyor.Bu ifade zamanla Pera’ya dönüştü. Galata adının ne zaman kullanılmaya başladığı ve ne anlama geldiği tam olarak bilinmese de bu konuda çeşitli teoriler vardır. Bölgeyi denizden ayıran surların üzerinde 6. yüzyılın sonlarında inşa edilen Kastellion ton Galatou denilen büyük hisarla karıştırılan Galata Kulesi, bölgenin en meşhur mimari unsurudur. 12. yüzyıldan itibaren Konstantinopolis’te yerleşik olan Ceneviz kolonisinin güvenlik gerekçesiyle 1349’da inşa ettiği kule, sayısız yangın ve depremlerden sağ çıkarak bugüne ulaştı.

Fatih Sultan Mehmet şehri fethettiğinde kuşatma sırasında kendisine zorluk çıkarmayan Ceneviz kolonisinin varlığını sürdürmesine izin verdi. Ceneviz varlığı azalarak da olsa Osmanlı döneminde de devam etti. 17. yüzyıl yazarı Evliya Çelebi’ye göre, o yıllarda Galata’da 200 bin gayrimüslim, 60 bin Müslüman yaşıyordu. Galata bankerleri, denizcilik şirketleri, durmaksızın
gemilerin yanaşıp kalktığı işlek limanıyla ekonomik mıknatıstı. Bütün liman kentlerinde olduğu gibi içki, fuhuş ve eğlencenin her türlüsünün yaşandığı gece hayatı hayli renkliydi. Galata meyhaneleri Bizans döneminden itibaren dünyaca ün kazanmıştı. Daha sonraki yıllarda Galata’nın yabancı gemicilerden oluşan ziyaretçileri, karaya çıkar çıkmaz soluğu semtin ünlü balozlarında alırlar, Tanzimat yıllarında sırf bu gemicilerin iyş ü işret ihtiyaçları için açılan otellerde gecelerlerdi. Galata meyhanelerinin müdavimleri kayıkçı, mavnacı, araba sürücüsü, hamal, tellak gibi ayak takımı, bıçkınlıkları ile meşhur bahriye neferleri ve Rum oğlanları idi. Bahriyeliler meyhanelerde oturmaz, ayaküstü birkaç kadeh yuvarladıktan sonra soluğu Galata umumhanelerinde alırlardı. Sidikli Despina’nın Evi, Sakallı Eleni’nin Evi gibi ünlü evlerde çoğu gayrimüslim olan fahişelerin (Müslüman fahişeler ağırlıklı olarak Üsküdar’daki umumhanelerde çalışırdı) arsızca yoldan çevirdiği erkekler, rakı sofrası ve müzik eşliğinde baştan çıkarılır, ceplerindeki son kuruşu bıraktıktan sonra yollanırdı. Frengi, belsoğukluğu, uyuz gibi hastalıklar bu hayatın mütemmim cüzüydü elbette. Galata’nın kötü ünü öyle ayyuka çıkmıştı ki, II.Abdülhamit döneminde askeri okulların ve Darüşşafaka öğrencilerinin Galata sokaklarında dolaşması şiddetle yasaklandı. Galata’nın bu renkli yaşamı Cumhuriyet’in ilk çeyreğine kadar sürdü. 1955’te yapılan istimlakler sonucu bölgenin İstanbul’un herhangi bir yerinden farkı kalmadı. AYŞE HÜR

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>